17 Temmuz 2019

Her önemli bitiş gibi…

Ömrün en güzel dönemi hangisidir? Babaannem bu konuda hep lise çağını söyler. Fakat ben, sonradan da olsa, liseyi hapishane olarak anmışımdır. Çünkü lisedeki tatlı sorumsuzluğun beraberinde uyulması gereken katı süreçler daha yoğundur. Üniversite hayatı bunlardan farklı olarak, çok garip bir yaş dönemine de gelmesiyle beraber, özgündür. Hayatın diğer dönemlerinden hiç birine benzemez. Mezun olduktan sonra tekrar okunsa bile aynı haz artık geçersizdir. Üniversite hayatının verdiğini, tahmin eder misiniz bilmem, diğer hiçbir olay veremez. Benzer şekilde aldığını da…
Üniversite tercihi yaptığım günü dün gibi hatırlıyorum. Yerleştiğim bölümden nefret edişimi de… Hatta öyle ki yaşadığım şehrin üniversitesine sadece okulun ilk günü gidiyorum. Bu arada konuyla alakalı, hayatımda sevdiğim her ne iş varsa başlangıçta nefret ettiğim, ardından o veya bu şekilde kendisine âşık olduğum şeyler olması bir gariptir. Bu olay, neyi sevip neyi sevmediğimin arkasında yatan sebeplere anlamsızlık katıyor olsa da hayatımın geri kalanında yaşanacak olayları öngörmede bir miktar yardımcı oluyor.
 Üniversite hayatımda çoğu zaman mükemmeliyetçi oldum. Fakat her konuda değil. Yapmaktan keyif aldığım bir şey varsa o işte iyi olmaya talip olurdum, karşılığında bir şey elde edemesem bile. Bazı durumları umursamazlığım ve hesaba katmayışım bir miktar üniversite konusunun dışında kalsa bile, kendimi idrak ettiğim dönemin çoğunluğunun üniversite hayatıma denk gelmesi sebebiyle bu duyguların çoğunu kendisiyle, üniversite ile ilişkilendiriyorum.
Üniversitenin ilk senesinde bir şey oldu. İngilizce hazırlıktan bahsetmiyorum. Tebeşirli tahtaya sahip, upuzun sıralı bir sınıftayken oldu. Matematik hocam tahtada bir şey yaptı. Hay nerden yaptıysa onu da. Gerald’ın, Will’e söylediği gibi “Sometimes I wish I had never met you, because then I could go to sleep at night not knowing there was someone like you out there (Good Will Hunting)” (Bazen seninle keşke hiç tanışmasaydım diyorum. Çünkü böylece, dışarıda bir yerde senin gibi birinin olduğundan habersiz, geceleri uyuyabilirdim). İçimde biriken şeyi ancak böyle tarif edebiliyordum. Sanırım maceranın başladığı yer orası. Ardından gidip gelmeye alıştığım, duygusal bir bağlılık içerisinde devam ettiğim bir dönem başladı. Bu iş bende o kadar merak uyandırmıştı ki tatillerim bile bu işle uğraşmakla geçiyordu.
Yeni bir şey öğrendiğinde, bunun ağırlığından dolayı ağlayan çok kişi olduğunu zannetmiyorum. Belki bu doğal bir şeydir bilmiyorum, çünkü kimse böyle bir vaziyetteyken beni görmedi. Demek istediğim, belki de bu insan türünün ortak bir özelliği fakat kendisinden gizlediği bir davranışıdır.
Üniversite hayatımın tescillediği bir diğer durum, bu bir lanet midir yoksa hayır mıdır bilemem, ömrümün sonuna dek üzerime yapışmış olan ulaşma ve yer edinme yasağıdır. İnsan elindeki kitabı bitirdiğinde, bir sorunu çözmek için aldığı kitabın bitmesiyle beraber elinde artık iki sorunun olduğunu gördüğünde, bunun bir paçaya yapışan türden problem olduğunu fark eder. Bıkmadan usanmadan tırmanılan merdivenin artık bir sona sahip olmayışının resmen ilanıdır bu. Bu, artık yakasından düşmeyecek olan bir sıfattır: öğrenmek. Ardı arkasının kesilmeyeceğinin ─kesilemeyeceğinin, öğrenmenin artık bir yaşam tarzı olduğunun kabulüdür.
Her zaman olmasa da çoğu zaman, pekâlâ çoktan bir miktar fazla, bölümü birincilikle bitireceğimi, bunu hak ettiğimi düşünürdüm. Nadiren de olsa, belki tüm fakültelerde olurum diye beklerdim. Çünkü içimden kopan şey bunu seslenmekti. Fakat bugün, mezuniyet törenimin olduğu gün, üzerinde bir miktar düşünme şansım oldu ki, kıskançlığı ve bencilliği bir kenara bırakırsak, bu güzel bir anı olurdu fakat amacından sapmış olurdu. Hep konuşma yapmayı istemişimdir. Fakat bu konuşmayı bir yığın dolusu ihtiyara yapmak benim için bir hayal kırıklığı olurdu. Ben hep azınlık kesimden olan, itiraz eden tip olmayı istemişimdir. Sesi her daim diğerleri tarafından başka diye tabir edilen tiplerden. Başka fakat sağlam kolonlar üzerinde olan fikirlere sahip bir insan. Bu gerekçelerden dolayı, konuşma yapamamamın üzüntüsü bir miktar daha hafiftir.
Mezuniyet hakkında çok mutlu şeyler düşünemiyorum. Üniversitedeki sorumlulukçuk-lar yerini daha büyük sorumluluklara devredecek iken kim güzel haberler verebilir ki? Teşekkür edecek çok insanın olması bu gerçeği değiştirmiyor. Yalnız kalmaya âşık olsam da içerisinde bulunduğum toplum, kendisine borçlu olduğum, katkı sağlamam gereken bir öğedir. Bu borcu, mezun olan tüm mühendisler olarak sağlamamız gerekiyor. Bugünün dünyasında, her ne kadar ilk maaşımla güzel bir silah alıp kendimi vurmak istesem de, üzerime düşen bir pay var. Yapılması gereken bir şey var. Bunu yapmadan, bunu yapmayla ilgili kararlar almadan, bir şekilde iyi veya kötü kararlar almadan ecelimin gelip beni bulacağını düşünmüyorum. Hiçbirimizin biran önce ölmek için daha yeteri kadar acı çektiğini düşünmüyorum.
Bir kâğıt parçası, uğrunda çok şeyin feda edilmesini gerektiren bir şey olmamalıdır. Diploma denen şeyin özünde fazla bir değeri yoktur. O kâğıtta alınan dersler yazar. Bir hoca çıkmıştır, daha kendisinin bile idrak edemediği konular hakkında iki çift kelam etmiştir, iki üç satır yazı yazmıştır. Sonra eğitim hayatından büyük vakit çalan, fakat sonrasında bizler gibi insanların kendisine vakit ayırabileceği tatiller doğuran sınav haftalarına sıra gelir. Sınavı, teorinin çıkış kaynağı şahıs gibi düşünebilen kişiler veya ezberi kuvvetli kişiler yapar. Bazen fiilde görünmeyen haksızlıklarla, farklı insanlar aynı sınavlara girerler. Sınav açıklanır. Açıklayan da idrak edemeyen aynı hoca ─insandır! Hâlbuki şairin şiirlerine sığdıramadığı, ressamın tuvallerinde işleyemediği, şarkıların haykıramadığı o duygu, o his, o ilim alınır; alçak, sınırlandırılmış, adaletsiz ve değer kaybetmiş iki basamaklı sayı haline getirilir. Bu ilkel dönüşüm dünyanın halen sürdürmekte olduğu sözde ölçme yöntemidir. Kâğıtta yazanlar bunlardan fazlası değildir. Öğrenciye, her şeyden önce insana, atfedilen bilmem ne kaç rakamlı bir adet sayı, insan denen varlığın sıfatını tarif eden bir şey değildir. Modern yaşam, bir şeyleri sayıya çevirmeye, sonra o sayıları küçükten büyüğe sonra büyükten küçüğe sıralamayı sevdirmiştir. İnsanı da almış, sayılara dökülen nesneler haline getirmiştir. Olay bundan çok farklı değildir. Fakat bu bilgiyi sırtlamış, kendine huy edinmiş, öğrendiği karşısında gözleri yaşaran insanların değeri başkadır. Onlar zaten kavuşmuşlardır.
Tüm bu süreç, farklı farklı görevler üslenmiş insanların eseridir. Kimisi sıraların altlarını süpürmüştür, kimisi gününün büyük kısmını ders anlatmakla geçirmiştir. Kimisi akşam evine gelecek oğlu için yapacağı yemeği düşünmüştür. Kimisi bir öğrenciye, okulunda ona fayda versin diye, belki onunla karnını doyursun diye karşılığında bir şey beklemeksizin burs vermiştir. Tüm bu serüven bu farklı görevlere sahip insanların ortak eseridir.
Bu gibi durumlarda insanın kendisini tarif etmesi, gereğinden fazlası demektir. Neden? Çünkü insan bağrından koptuğu, büyüdüğü yerdir. Onu yapan şey içerisinde büyüdüğü toplumdur. Her nasıl toplumda yer yer farklı tepkiler varsa, aynı durum doğusunda farklı oluyor batısında nasıl değişiyorsa, benim tepkilerim de o şekilde zamana ve yere göre değişiyor. Her nasıl toplum bazen dışarıdan veya içeriden şikâyet edilesi şeyler yapıyorsa, bazense övülesi başarılara yol açıyorsa ben de parça bütün benzerliğiyle aynı şeyleri yapıyorum.
Daha önce insanın ne olduğu konusunda düşünmüş olsam da, mühendisliğin ne olduğu sorusuyla karşılaşmam üniversite hayatımın sonlarına doğru yaşanmış bir şey. Bu çok bariz bir sitem olarak yöneltilebilir, insan nasıl yıllarca uğrunca uğraştığı şeyin ne olduğu hakkında hiç düşünmez diye. Mühendis, tarihin farklı dönemlerinde farklı amellere alet edilmiş olsa da genel olarak yaptığı iş, toplumda ve toplumun doğasında yaşanan olayları teknik açıdan değiştiren veya bir aksaklığı gideren kişidir. Mühendisin işi esasen topluma yöneliktir. Fakat toplum sorununu çözme olayı, farklı disiplinlerce de yapılmaktadır. Eğer toplumdaki sorunları çözen mühendisse, siyasetçilerimiz ne işle meşguldürler? Şayet bu problemi çözerken teknik kullanıyorsa, peki o zaman psikologdan farkı nedir? Mühendisin işi her ne kadar modern dünyada bir miktar kirlenmiş olsa da sanatını icra eden mühendisler halen mevcuttur. Mühendis, bir sorunu şair her nasıl ele alıyorsa, toplumdaki sorunu ele alır. İcra ettiği eser, seri imalat ile sanat değerini yitirse de sonuç buna yöneliktir. Fakat hoş olan bu tanım modern dünyanın getirileriyle birlikte farklılaşır ve derinleşir. Sanırım bunun devamı, mühendisliğinin ilk günündeki biri için boy aşan yerdedir.
Gelelim tüm yaşananların sığdırılmaya çalışıldığı, insanların hoş görünümlere sahip olmaya çalışıp fotoğraflar çektirdiği o mezuniyete. Derece ile mezun olmuş olmasaydım da benim fikrime göre, yine sorumlu olurdum. Çünkü ancak entel kimliğim yalnızca 4 yıl değil, bir ömür boyu sürerse anlamlı olur. Derece ile mezun olmanın muhtemel tek faydası, insanların gözünde bir miktar da olsa itibar sahibi olmaya yarıyor. Bölümün ilk senesini bitirdiğimde, not olayı hakkındaki fikirlerim az çok belirlenmişti. Tam da bu sırada, insanların emeklerinin ve bilgilerinin sayılarla ifade edilmesi olayına karşı beslediğim karşıt görüşün ancak bu şekilde dinlenebileceğini düşündüm. Tembel birinin tembelliği övmesi olağandır. Dikkate alınmayabilir. Aksine birinci olmuş birinin, ben sıralama yapılmasını doğru bulmuyorum şeklindeki düşüncesi dikkat edilebilir ve bu yerinde bir sitemdir. Taşıdığım mesaj, fakülte birincisi de olsaydım daha başarılı olabilirdi. Olmadı fakat bölüm birinciliğinin bu gaye altında yeterli getiriyi sağladığını düşünmekteyim.
Her önemli bitişte olduğu gibi, bu tören de haykırmaktadır ki zaman gerçekten de akıp gitmektedir. Bozuk bir musluktan damlaya damlaya akan suyla dolmakta olan geniş bir leğenin sessizce doluşu gibi, ucu keskin aletlerle yapılan bir işkence gibi akıp gitmektedir. Akıp gitmekte olduğunu söylerken bile alıp başını gitmiş bir kâbusun varlığına rağmen bu gibi günlerde durup düşünmek, bir kapının arkasında isminin anons edilip ödül verilmesini beklerken heyecan yapmak, ailenin gülüşünü görmek, yatakta veya arabada güneş gözlüklerinin arkasına saklanarak ağlamak, insanın kendisini güzel hissetmesine sebep oluyor.