2 Eylül 2019

Kavramsal Ölüm ve Hüznümün Nedeni

Adeta ilk engebede tüm yoldan vazgeçen biri gibi bırakmış hissediyorum her şeyi. Her derdimde ve her hüznümde yalnızlaşıyorum. Aslında biliyorum kimsenin bunu anlamayacağının; kâinattaki herhangi bir şeyin buna çözüm üretebileceğini kafamdan elediğimin farkındayım.
Etrafımda gördüğüm her nesne, düşüncelerimde yer alan her fikir, bulunduğum her ortam yaşantımda bir ilişkiyle beraber geliyor. Her an tüm bu ilişkiler değişiyor ve farklı bir hal alıyor. Okul, sadece okul olmuyor gittiğim okul oluyor. Sadece gittiğim okul da olmuyor 21 yaşındayken gittiğim okul oluyor. Hatta o bile yetmiyor. Sağlıklıyken 21 yaşındayken gittiğim okul oluyor. Tüm bu sınırsız betimlemeler altında anlam kazanıyor ve beynimde yer ediyor. Ardından şöyle bir şey oluyor, okul kelimesi aradan çıkıyor ve geri sadece betimleme yığınları kalıyor. Benim okul diyerek kastettiğim şey, diğerlerin duyduklarında anladıkları şeyden bambaşka bir şeye işaret eden terim oluyor. Bu karmaşık yapı, tarifi imkânsız hisler sadece bende hapis kalıyor. Anlaşılmıyor. Anlaşılmıyor çünkü tüm bu betimleme yığını ancak ve ancak ben tarafından görülebilir ve hissedilebilir. Ben olmayan kimse bunu anlayamaz, farkında olamaz. Otobüs dendiğinde kafamda canlanan varlık; hangi sene bindim, hangi amaçla bindim, ayakta mı gittim oturarak mı gittim? Otobüs anlamını yitiriyor ve yaşadığım tecrübelerle bir hal alıyor. Tamamen okuduklarım, gördüklerim, yaşadıklarım tarafından şekillenmiş bir kelime. Ortalıkla otobüsün kendisi yok. Artık var olan tek şey, yaptıklarımla ve bildiklerimle kendisini var eden özgün bir varlık. Bu kelimeyi kimse asla benim anladığım gibi anlayamaz. Bu kelimeyi bilen artık tek ben varım. Bu yalnızlığın içinde otobüsle bir başıma kalmış olan benim.
Benim kelimelere yüklediğim anlamlar, tüm o kelimelerin cisimleriyle yaşadıklarım ve geçmişim ile ilişkilidir. Ben her ne isem duyduğum kelimenin bende canlandırdığı da odur. Zaten kelimelerin varlığı benim varlığımla birlikte gerçekleşmez mi? Tüm insanlar öldüklerinde ortada dil kalamaz. Eğer ben yoksam, geçmişim yoksa var ettiğim “kendim” yoksa kelimeler de yoktur. Yeryüzünde yazılmış tüm şiirler ve kitaplar, ben “kendim” değilken var olamazlar.
Hasret duyuyorum. Neye? Değişen betimlemelere karşı değişen tüm kavramlara. Çünkü ölüm dediğin şey geri dönüşü olmayan bir vedadır. Ve insan daha önceden vedalaşmış olmasına rağmen adeta bir gelenek gibi yıllardır görmediği birinin kaybına da üzülür. Tekrar görüşebilme umudu mudur sadece insanı üzüntüden alıkoyan şey? Bu veda, bu ölüm, bu tekrar kavuşamama senaryosu her geçen gün büyür içimde. Çünkü her geçen gün değişmektedir: kavramlar, insanlar. Adından soyutlanmış her şey. Ağrısız annemle yenmiş bir yemek veya tasasız yapılmış bir buluşma. Var olmayan ertesi günü sorumluluğu içerisinde geçen bir yaz veya sırf seyahat amaçlı binilmiş bir otobüs. Masum bir merakla izlenmeye başlanan film veya okuna kitap. Sınava girmeksizin dinlenmiş bir ders. Ya da tüm uçuşan diğer şeyler.
Ölüm ve veda asla tekrar görüşülemeyeceklere verilmiş ortak bir isimdir. Bir şeyi tekrar göremeyecekseniz o şey ölmüştür. Artık heceleriniz ulaşamıyorsa yerine, veda etmişsiniz demektir. Kişi tekrar göremeyeceği bir şeye üzüntü duyar. Vedalar trajedinin en güzel kaynağıdır. Bense her gün gömmekteyim birini. Usulca, sessizce ve sanki bir ölüm fermanı gibi katı, sert, habersiz geçen zaman karşısında veda ettiğim tüm kavramları gömmekteyim. Hepsinin sırayla cenazesini kıldırmaktayım. Cenaze ki merhuma veda etmeye bir tek ben gelmişim.
Artık ikisinden biri ölmüştür. Marketten aldığım bir elmayı yerken köy elması ölmüştür. Sevgilimle buluşmaya giderken eski sevgilim ölmüştür. Üniversiteye giderken lise ölmüştür. Araba sürerken otobüs ölmüştür. Tek başıma gittiğim her tatilde ailem ölmüştür. Yalnız çıktığım her seyahatte arkadaşlarım ölmüştür. Her birebir buluşmamda dostlarım ölmüştür. Yalnız spor yaparken takım arkadaşlarım ölmüştür. Tek öldüren ben değilim:
Bu aşılması imkansız göl
Bu bir türlü yavrulamayan döl
Ey bütün kırbaçların izi hatrına
Ölmek ayıp değil sevgilim öleceksen lütfen öl.
Bir insan neden böyle neşesini kaybetmiştir? Yakınlarda katıldığı bir cenaze vardır veya ailesinden birini kaybetmiştir. Bense bana ait olan tüm kavramların cenazesini her gün izlemekteyim. Her geçen gün biriyle geri dönüşü olmayacak bir veda içerisindeyim. Kimi zaman, kafasını toplamak üzere, insanlara dinlenme hakkı tanırlar. Bir yakını ölen kişiye süre verirler. Bense her geçen gün kendime ait olan bir şeyin kaybını yaşıyorum.
Ne doğan güne sözüm geçer
Ne halden anlayan bulunur
Ah gözümden ölümüm geçer.
Bu ölümdür. Asla eskisi gibi olmayan her şey ölmüştür. Gözümde canlanan kargaşa, kelimenin benle birleşerek kazandığı anlam gereği artık ölmüştür. Ve her yeni doğan şey, daima bana bir önceki vefat eden kardeşini hatırlatır. Tüm sevinç veren sıfatlar özünde geçmişte kalmış kardeşlerini hatırlatır bana. Kimseden destek görmedim. Şu dünyayı biraz sevecek bir yüz görmedim. Affedersiniz, göremedim. Bu ıstırap etrafında şekillenen her ne varsa bu noktada yapayalnız kaldım. Benden bilmem ne kaç yıl önce ölüp gitmiş bir şairin şiirlerini ne yapayım? Ben gün geçtikçe kendi hüznünü kendi içinde yaşayan bir yaratığa dönüştüm. Mutlu olamam. Çünkü beni her ne mutlu etmişse geçmişte de etmiştir. Ve beni her ne geçmişte mutlu etmişse geçmişte kalan yarım bir hatıram var demektir. Ben her ne zaman mutlu olmuş isem zamana karşı ölmüş bu eski mutlulukları hatırlar ve onların ölmelerine ağıt yakarım. Benim en büyük acım budur.
Tüm bu olaylardan sonra insan yeni şeyler denemek ister. Her neye sahipse sırf geçmişte kalmış o istisnai hatıralar yüzünden bırakıp kaçası gelir. Ancak bu ruh halindeyken insan kendisini hissedebilir. Bu gece yatağımda ölsem ertesi gün için kaçırdığım herhangi bir şey olmaz. Beni hayata bağlayan pek bir şey yok. Hay Allah’ım ben ne zaman düşmüşüm bu lanet girdabın içine. Zamanın varlığı ve kendi varlığım asla bir arada durmuyor. Artık veda sırası o ikisinden birine gelmeli. Gelmeli ki bu kısır döngü durmalı. İnsan kendisini hissetmek için yine kendisinden mi kaçmalı? ─Ne kadar hızlı koşarsam koşayım yine de kendimden kaçamıyorum.