27 Ekim 2019

Çiçek Bahçesi Benzetmesi

İki seçenekten birini seçmenin verdiği kafa bulanıklığı ve bozuk bir yemek yemişçesine doğurduğu bulantı, herhalde, bir tek beni rahatsız etmemiştir. Eline kumanda verilmiş bir çocuğun kanalları masum masum geçişi ve sonunda bir kanal seçişi kadar basit olmayan bu durum ile ilgili kafamda canlanan bir sahneyi tanıtmak istiyorum. Aslına bakıldığında bir soru niteliği taşıyan bu sahneyi, çılgın bir senarist tarafından yazılmış ve sonu nasıl bittiği anlaşılmayan bir sinema filmi gibi bitirmeyi daha doğru buluyorum. Kafamın içinde yer edinmiş bir ihtiyardan dinlediğim bu sahne, bir çiçek bahçesinde geçiyor.

Bahçe

Keukenhof Garden, Amsterdam
Kendisini ziyaret etmişlerden anlatılarak aktarılan ve muhtemelen de bu şekilde aktarılmaya devam edilecek olan bir çiçek bahçesinden bahsedeceğim. Bu bahçe, farklı türlerden çiçeklerin yer aldığı geniş bir çiçek bahçesidir. Bahçe sahibi, bu farklı türdeki çiçeklerin gezilmesini, görülmesini ve beğenilmesini istemekte ve ziyaretçileri kabul etmektedir. Bu yüzden bahçe sahibi, her türün üzerinde durulası türler olduğunu düşünerek bahçeyi bölmelere ayırmıştır. Bu bölmeler bir türden oluşan kısmı, diğer kısımlardan ayıran duvar benzeri bir engel ile çevrelenmiştir. Dolayısıyla ziyaretçi bir türü incelerken diğer türdeki çiçekleri görememekte ve dikkati de dağılmamaktadır.
Ancak ziyaret için bazı kurallar belirlenmiştir. Kurallara göre sadece tek bir yönde ilerleyebiliyorsunuz. Böylece bahçeyi ziyaret eden kişi, adeta bir müze gibi her çiçek türüne ayrılmış alana odaklanır. Ayrıca bahçenin sahibi çiçeklerden beğendiğinizi koparmaya izin vermektedir. Ancak şöyle bir sınır koymuştur: sadece tek bir çiçeği koparıp alabilirsiniz.
İnsanların her gördüğü çiçeği bir şekilde seveceği ihtimal olsa da her inatçı elbet bir şekilde bir çiçeği beğenecektir. Bahçede birkaç dakika geçirdikten sonra çoğunlukta, çiçeklerden birini koparma isteğinin oluşacağını düşünmek; çok yanlış bir düşünce sayılmaz. Fakat bu bahçedeki kurallar gereği, kişiyi sıkıntıya sokacak olan çiçeği kopartmak değil; çiçeği koparma hakkını harcama korkusudur. Çünkü insanın o noktada kafasına yapışacak olan düşünce, koparılmış bir çiçekten sonra; koparılmaya değer başka bir çiçeği keşfetme ihtimalinin verdiği şüphedir. Bu noktada kişi asla çiçeği koparmaya yeltenemez. Bir sonraki bölmede denk geleceği çiçeğin daha güzel olma ihtimalini göz önüne alarak bu işi erteleyecektir. Daha mucizevi bir çiçek arayışında ansızın bahçenin sonuna geliverir. Elde edilen bir nesnenin ve kazancın (bunu sadece maddeyle sınırlamak çok hatalı olur) daha iyi olabileceği düşüncesi başta masum bir hayaldir. Fakat bu olabilirliğin mümkün olması tam anlamıyla dehşet vericidir.
Çiçek bahçesini ziyaret edenlerden biri, giriş yaptıktan sonra çok süre geçmeden bir çiçek beğenir ve onu koparmak ister. Fakat tam koparmak üzere iken daha tüm çiçekleri görmediğini ve bu hakkı hemen kullanmak istemediğini fark eder. Çiçekleri gezmeye devam ettiğinde daha güzel çiçeklere rastlar. Fakat bu çiçekleri gördüğünde de koparma konusunda endişelenir ve koparmadan devam eder. Çiçeklerin gittikçe daha efsanevi ve harikulade olduğunu gördükçe kafasındaki ilerleme ve diğerlerini görme arzusu artar. Bir noktada, çiçeklerin gittikçe güzelleştiğini ancak birbiri yerine tercih edilemeyeceğini fark eder. Bir sonraki çiçek güzeldir fakat bir önceki çiçeği koparmadığı için pişman olmuştur. Koparmak için geri dönmesi ise bahçede yasaklanmış eylemlerdendir. Ve bu kısır döngü bu şekilde devam eder.
Bahçeden çıkarken yanında götürmesi için koparma hakkı verilen ziyaretçi ansızın çiçek bahçesinin sonuna geldiğini fark eder. Elinde hiç çiçek yoktur. Birbirinden güzel çiçeklere denk gelmiştir, birçoğunu koparmak istemiştir, fakat bir sonrakine olan merakı yüzünden asla buna cesaret edememiştir. Şimdi ise geri dönüşe izin verilmeyen bahçenin sonuna gelmiş ve çiçek koparmaktan mahrum kalmıştır.

Yaygın ve Tamam

Etrafında türlü kazanımlar barındıran kişi her zaman bir üst seviyedeki kazanımın varlığını arzu eder. Bu seviyedeki bir sahip oluşun mümkün olduğunu fark ettiğinde iste mevcut durum gözünde itibarsızlaşır. Kişinin elde ettiği her ne ise; daha güzeline giden bir yol gördüğünde veya böyle bir yola olan inancı başladığında, sahip olduğu şeyi gözünde değersizleştirir.
İnsan, başına gelenleri yaratıcısına atfetmeyi sever. Yaratıcılar ise zavallı varlıklar değillerdir. Kişinin gözünde yaratıcısı, elbette, gücü her şeye yetendir. Bir üst seviyedeki kazanımın var oluşunu ve mümkün oluşunu yaratıcısına bağlamayı sever. Yaratıcının her şeye gücü yettiğinden şüphemiz bulunmuyor. Burada problemi başlatan bir sonraki aşamadır. Yaratıcının bir şeye gücü yetmesi başka bir olaydır; kişinin bunu talep etmesi başka bir olaydır.
Daha mükemmeli koşturan kişiye bakıldığında ortada bir isteyen ve bir de veren vardır. Sahnedeki karşılıklı talep asla ilk görüşte anlaşılmaz. Kişi, yaratıcısının kendisinden beklediği davranışı her zaman gözden kaçırır. Bu sebeple yine aynı o kişinin yaratıcısı, isteklerinin üstüne kılıf gibi geçirdiği anlamsız bir kıyafetten başka bir şey değildir. Ortada karşılıklı bir ilişki doğmamıştır. Her şeye gücü yetmiş fakat sadece her şeye gücü yetmiş bir yaratıcı fikrinin doğurabileceği bir sonuçtur bu.
Beğendiği bir çiçeği koparıp kalan yol boyunca bu çiçeği seyrederek sürdüren bir kişiyi düşünün. Bu eylem çok saçma, mantıksız fakat bir o kadar da erdemli ve zor olandır. Bahçeyi bu şekilde terk eden kişinin daima yanında taşıdığı ve her baktığında aynı tazeliği gördüğü bir çiçeği vardır. Belki de kişiden beklenen davranış, tüm bu sunulanlara karşılık sadece bir şeyi seçmek ve ona odaklanmaktır.