22 Aralık 2019

Spor Geçmişim ve Sporu Bırakışım

Kişinin geçmişte çabalayıp durduğu ve hevesle bir şeyler elde ettiğini zannettiği, oysa gün geçtikçe meğerse kendisinin aslında ne kadar da boş işlerle uğraştığını fark ettiği hobilerinin olması doğaldır. Ne kadar basiretsiz hayallermiş diyerek arkasından söz ettiğim bir hayalimden ve bu hayal doğrultusunda yaptığım çalışmalardan bahsedeceğim.
Spor, ergenlik dönemime rastlaması sebebiyle, her yaşımda farklı bir anlama sahip olan bir konu olarak çıkagelmiştir. 2012'nin Nisan ayında ortaokulumu ziyarete gittiğimde sporla ilgili fikirlerim çok açıktı. 23 Nisan sebebiyle yapılan törende eski hocalarımla selamlaştım. Beden hocası body yapıp yapmadığımı sordu ve cevap çok netti.
Allah korusun hocam! Yapmıyorum
Acaba dayanak noktam neydi? Ya da o cevabı verdikten 2 hafta sonra spora başlayacak olmam büyük konuşmuşluğun cezası mıydı?
Mahallemizde halka açık saatleri olan bir atletizm pisti mevcuttu. Sokak ortamında da ağıza dolanmıştı. Böyle bir yer var, gidelim diye. Oraya istemeye istemeye gittiğimi hatırlıyorum. Gerçekten de beni oraya götürmek için zorladılar. İçeride bir ağırlık salonu varmış. Hayatımla ilgili bazı şeylerin o koridordan kırma salonda değişeceğini bilseydim daha mutlu ve istekli giderdim. Yıllar boyu o salona, bazen kaçak bir şekilde, akşamları tek başıma gideceğimi kim önceden bilebilirdi ki.
İnsanın bir şeyler deneyerek yanılması hoş bir şeydir. Bir şeyler deneyek daha önce hiç bilmediği başka bir şeyi öğrenmesi veya fark etmesi ise daha hoş bir şeydi. Arkadaşlarımın kaldırırken zorlandığı ağırlıkları kolay kaldırdığımı fark ettim. Ayrıca güzel bir histi. Çocuktum. İnsanların gözlerinin özenerek bana döndüğünü görünce bu bende büyük ilgi uyandırdı. Ayrıca minderlerde güreş yapmaya başladık. Beni yenemediklerini fark ettim. Gerçi bu yere yakın cismin daha dayanıklı olmasından kaynaklanıyordu. Fakat o an bu, inanın hiç umrumda değildi. Güreşirken sürekli savunma yapmıştım ve beni yenememişlerdi. Saldırı yapacak kadar cesaretim yoktu, bu sebeple nefes nefese kalıncaya dek sürmüş bir güreşmeyi net bir şekilde halen hatırlarım.
Sene 2012'di. Komşu oğlunun evinde dövüş filmleri izlemeye başladık. O türden filmler, erkeğin kızı elde etmek için dövüşmesini konu alırdı. Filme uygun bir kız arkadaşa sahiptim. Dövüş muhabbetlerinin geçtiği salak tipleri barındıran ortamlar da oluyordu. Ve olan oldu, Kick Box'a başladım.
Kick Box'a başlamam ile bırakmam bir oldu. Sıkıcıydı ve huyum gereği birine zarar veremiyordum. Bense keyf aldığım ve hızla ilerlemiş olduğum şınav, mekik, barfiks ve türevlerindeki egzersizlere geri döndüm. Vücudum kolay şekil alıyordu. Çünkü yağlı değildim. Şınav, mekik ve barfiks sayılarım hızlı artıyordu. Çünkü vücut kütlem azdı. O zamanlar 45-50 kilo arasıydım.
2013 yılının sonlarına doğru atletizm ağırlıklı egzersizler yapmaya başladım. İlk spora başladığımda eleştirdiğim kuru ağırlık kaldırma eylemine ister istemez başladım. İlk defa squat yaptığım günü hatırlarım. Tahmin ettiğimden daha ağırını kaldırmıştım. Ardından disiplinli bir şekilde 2 yıl, düzensiz bir şekilde de 3 yıl daha devam edecek bir ağırlık kaldırma serüvenine başlamış oldum.
2014 yılında ilk 100kg squatımı kaldırdım; 2015 yılında ise rekor ağırlıklarımı. Aldığım harçlığın bir kısmı spor salonuna ve dönem dönem aldığım besin takviyelerine giderdi.
Öte yandan, her egzersiz arası düşünmek için yeteri kadar vaktim oluyordu. İnsan fiziksel olarak ne kadar güçlenirse güçlensin bu gerçekten geçici oluyordu. Bir de çalışma neticesinde daha ağırlarını kaldırmak, uzaktan hep kolaymış gibi görünürdü. Yani, güçsüzken size ağır gelen bir şey güçlendiğinizde hafif gelecekmiş gibi görünürdü. Fakat hafif veya ağır konusunda böyle bir süreç devam etmezdi. Örneğin, 20kg ağırlığı kaldırırken ne hissediyorsanız güçlendiğinizde de aynısını hissedersiniz. Ağırlık arttıkça binen kuvveti eklemlerinizde hissedebiliyorsunuz. Güçlü olmanın farkı daha şiddetlisi yapabilmekten geçiyordu kısaca. Dolayısıyla bunun sonu gelmiyordu. İnsan, ağırlık kaldırma makinesi değildi. Hatta bir müddet mola verseniz gerileme yaşanıyordu. İster istemez insan antrenman yaparken şöyle bir durup, ömrümün sonuna dek bu eyleme mi hapsoldum ben, diyordu.
Arkadaş ortamında dikkat çekmek ve saygınlık kazanmak için spor güzel bir araçtı. Spora başlamak isteyenler gelip size danışıyor ve bazense bir arkadaş ediniyordunuz. Özgüven veren bir eylem konumunda oluyor. Bir arkadaşla yaptığımız şınav yarışmasını halen hatırlarım. Sanırım 65 tane çekmiştim. Aslında daha fazla da çekebilirdim çünkü o dönem rekorum 100 civarındaydı. Fakat eminim orada 25 şınavı geçebilecek tek biri dahi yoktu ve bu gerçekten saygı duyulan bir şeymiş gibiydi. İnsanın bir konuda kendini başarılı görmesi ve çevresinin de bunu kabullenmesi hoştu.
Her ergen gibi fiziksel gücü önemli zannederdim. Ağırlık kaldırmanın tıkandığı ve zulüm olmaya başladığı noktaya geldiğimde vücudumdaki zararını görmeye başladım. Şöyle açıklardım:
Ağır kaldırırdım. Daha da arttırırdım. Statik dersini aldığımda egzersizleri daha doğru yapıp ağırlığı hafiflettim. Çünkü artık nereme hangi yük biniyor biliyordum. Daha sonra mukavemet dersini aldım. Yük altındaki cisimlerin davranışı inceleyen bu bilim dalının ardından ağırlık kaldırmayı bıraktım.
3-4 farklı hareket türünde kendimi gerçekten zorlamıştım. Vücut ağırlığımın 2 katından fazlasıyla deadlift yapabiliyordum. Fakat bu pek bir halta yaramıyordu. O kuvvetlere çıkabilmek için uzun bir ısınma gerekliydi. Aslında günlük hayatta vücut ağırlığımın 1 katını da kaldırsam yeterdi. 2016 yılından sonra çalışma felsefemde ve amacımda bir miktar değişme oldu. Kuvvetin şiddetindeki artıştan ziyade kısa sürede orta halli kuvvetlere erişebilmeye odaklandım. Fizikte ve mühendislikte buna güç deniyordu. Kuru kuvvet yerine daha seri olma diyebiliriz.
Üniversitedeki akademik başarım sebebiyle spor bir nebze geride kaldı. 2017'den sonra eskisi kadar spor yapmamaya başladım. Her ne kadar geçmişte vize haftalarımda bile spora giden biri olsam da spor artık uzaktı bana. Ayrıca okul arkadaşlarım bu konudaki birikimime inanmıştı. Bana motive veren pek bir etmen kalmamıştı. Akademik camia daha cazipti ve ben de sporun şiddetini azalttım. Artık sadece kendimi üzgün hissettiğimde kafa dağıtmak için yapıyordum.
Öte yandan sürekli olarak yaptığım bir bisiklet sürme alışkanlığı vardı. Eski bisikletim sünnet hediyesi olarak alınmış ağır bir versiyondu. Onu bodrumdan çıkartan şey, bir tatilde bindiğim bisiklet oldu. Daha hızlı gitmek, daha özgür gitmek hoşuma gitmişti. Motorlarla yarışmayı denerdim. Kaybederdim fakat bu benim hoşuma giderdi. Bölümümün ilk yılındaki paralarımı biriktirerek yeni bir bisiklet aldım.
Dağ bisikleti sınıfına mensup, ayrıca baya donanımlı bir aletti. Yol katetmek için değil kafa dağıtmak için sürerdim. Bu yüzden güzergahım çember şeklinde olur, yola da pek bakmazdım. Bisiklete zarar verse de yağmurlu havada sürmek her zaman daha eğlenceli olurdu.
Üniversitenin son 2 yılı neredeyse hiç koşmadım. Nadiren koşuya çıktığım olurdu. Fakat o dönem yalnızlığı tartan pistinde veya spor salonlarında yaşamadım. Bisikletle çıktığım dolanmalar ile bir şekilde geçti.
Genel olarak spor konusunda yalnızdım. Yaptığım şeyleri tek başıma ve kimsenin olmadığı bir salonda yapmayı tercih ederdim. Her ne kadar bu karakterime daha yakın bir alışkanlık olsa da üniversitede bir kaç arkadaşımla bir ölçüde düzenli sayılabilir şekilde salona gittik. Fakat hal böyle olunca da yalnızlık incitir hale geldi. Hüznümü dağıtmak için spor salonuna gittiğimde eski eğlenceli günleri hatırlayıp daha da hüznümü arttırır oldum.
Bölümümden mezun olduktan sonra bisiklet sürme alışkanlığım bir nebze azaldı. Aldığım ilk maaşla kendime bir kulaklık aldım. Kablosuzdu. Daha rahat bisiklet sürmek için almıştım fakat o kulaklık ile bisiklet sürmek 2 ay nasip olmadı. Sanırım bazı şeyler zamanında daha güzel oluyorlar.
Velhasıl, geçmişte haşır neşir olduğum büyük hobilerimden biri spordu. Her ne kadar bu spor, ağırlık kaldırma gibi spesifik bir kısma yoğunlaşsa da zaman zaman farklı branşlarla da ilerledi. Bazı detaylar tarihin derin sularına gömülü kaldı. Bazılarının fotoğrafları var. Bazıları ise hiç başarılı olamayan hayaller olarak kaldı.