1 Ocak 2020

Korkulan Başa Gelir

İnsan bazen bir rüya görür. Tüm bina çöker. Başa sarar. Kimse anlamayacak, mühim değil, ben anlatacağım. O olup onu anlatacağım. Çünkü kısa bir süre sonra, bu ortamda ondan asla bahsetmeyeceğim.
Ben onu kaybetmekten korkuyordum. Üzerinde "bissürü bissürü" çay olan bir tepsiyi taşımanın verdiği yavaşlık ile yürür gibi; sanki her an bir şeyin çarpmasından, bir şeylerin dökülmesinden ve bir şeylerin kırılmasından korkarak ilerleyen biri gibi devam ediyordum. Kendisine alınan oyuncağı kimseye elletmeden, bir çocuk gibi herkesten saklıyordum: her türlü eleştiriden ve kıskançlıktan onu koruyarak.
Öte yandan o, bazı şeyleri geride bırakmaktan korkuyordu. Bir seçim yapmanın sebep olacağı vazgeçişten endişe ediyordu. Bir seçim yaparak beklemekten korkuyordu. Çünkü seçmek, diğerlerinden vazgeçmektir. Kim seçemez? Bir sürü alternatife sahip olan kişi seçemez. En delikanlı dönemimde materyalist eğitim almış olan ben bile böylesine maddeperest olmaktan uzakken; o, bu ideoloji çamurunda kulaç atmaya çalışıyordu.
Birbirine uymayan yap-boz parçalarını zorla uydurmaya çalışıyor olmaktan korkuyordu. Her şeyin yerli yerinde olmadığını ve bir şeylerin ters gittiğini, içindeki o minik itiraz ile ispatlandığını zannediyordu. Tedirgin bakıyordu, dalgındı ve kafası doluydu. Ne yapması gerektiğinin edişesiyle başkalarına danışıyordu. Fakat, ne korkusunu bana açıyordu ne de söylediklerime güvenebiliyordu.
O, bu karmaşık korkusunu bir karara bağlamak istiyordu. Ardından da unutmayı. Çünkü bu, toprağın altına gömülünce kaybolan bir ceset gibi değildi. Aksine, suyun altına bırakılmaya çalışan bir tahta parçası gibiydi. Gömemezdi, ne kadar ittirirse ittirsin hem kendi yoruluyor hem de tahta bir yolunu bulup tekrar yüzeye çıkıyordu. Çözüm sürekli ittirdiği bir tahta gibi olmamalıydı.
İçindeki tedirginliğin kendisiyle alakalı olduğunu ve kendisinin çözmesi gerektiğini kafayı koymuştu. Tarih boyunca köklü teoriler kuran tüm kişilerin yaptığını yapıyordu, güdülerinin oluşturduğu postülatlarıyla cebelleşiyordu. Filmden duyduğu, ailesinden gördüğü, bir kitapta denk geldiği, arkadaşından işittiği bir ezberi doğruymuş zannediyordu. Halbuki hepsinin yanılabiliyor olacağını hiç düşünmüyordu. Cesurdu çünkü içinde bulunduğu durumu çözmek için her şeyi yapabilirdi. Fakat tam bir kördü çünkü hiç sorgulamadığı ezberlerine göre hareket ediyordu. Lut'un karısı gibi şaşırıyordu. Başkasına "mantıklı değil düşünme" diyebiliyor, fakat kendisi mantığın sınırlarını aşamıyordu.
Onun korkusu benim korkumu gölgede bırakıyordu. Öyle ki benim korkum daha ilkel ve aşılabilirmiş gibi geliyordu. Fakat çözüm iki korkuyu da halledemezdi. İkimizden birinin korktuğu başına gelmeliydi. Ve öyle de oldu.
Çözüm sürekli ittirdiği bir tahta gibi olmamalıydı. Toprağa gömülen bir ceset gibi olmalıydı. 2 gün ağıt yakılmalı ertesi gün unutulmalıydı. Böylece ne su hışırtısı duyulur ne de yerinde duramayan bir tahtayla uğraşılırdı. Ceset, toprak altında kaybolduğunda geriye hiçbir şey kalmazdı. Ne çözüm ama!
Kısa bir süre sonra, bu ortamda ondan asla bahsetmeyeceğim. Çünkü ceset kaybolacak.