15 Mart 2020

Ben ve Aşılması Zor Zihnim

İnsan, kendisi için değerli olanı seçebilen bir varlıktır ─en azından öyle olması gerekir. Çünkü insan kendini yontabilir ve kendine şekil verebilir. Resimde bir insan temsil edilmiştir. Onu meydana getiren aklı, kalbi, bedeni ve ruhu farklı renklerle bu resimde yer almaktadır. Mevzu, bu kavramlardaki veya bileşenlerdeki ayrı ayrı sorunlar değil; bir karışım ürünü olan 'ben' kişine ait bir mevzudur.
Bir de genellikle değerli olan zor olandır. Zaten seçim yapmak da bu yüzden zor olan ile ilişkilidir. Zor olanı seçmeye hazırlanan insanın, farklı duygu durumlarına girmesi olağan karşılanmalıdır. Bir insanın korkularından, endişelerinden, kaygılarından, çaresizliğinden, şeytanlarından, geçmiş tecrübelerinden arınıp koşulsuz bir şekilde kendini selamete, huzura, güvene, sevgiye, samimiyete, sabra, muhabbete bırakması zordur.
Şiirler genelde bir şey ifade etmek için değil, bir şeyleri gizlemek için yazılır ─en azından bir dönemler böyleydi. Belirsiz bir durumun tarifi, en güzel şekilde, belirsizlik kaybolduktan sonra yazılabilir. Belirsizlik anında yazılanlar, duygu durumu sebebiyle karmaşıklık barındırır. İçinde bulunmuş olduğum durumu ne düz metne yakıştırabildim ne alıntıya ne de bir çizime. Ne güzel ki şu an belirsizlik kayboldu ve ben de geçmiş olan bu karmaşayı; karmaşık bir şekilde ve karmaşık bir dilde buraya koymaya karar verdim.
Sen misin soğukluğunu hissettiğin parmaklıklar ardındaki,
Yoksa duyguların mı, boynuna bir türlü tasma geçiremediğin?

Sen ve senin “mı acaba?”-larla dolu uçurum zihnin
Bir mahşer kalabalığı kadar karmaşık.
Rüzgârda savrulan ağaç dalları gibi birbirine girmiş.
Her defasında afallayıp yuvarlanarak düştüğün,
Aşılması zor dipsiz bir kuyu var bilinçaltında senin.
Ne benim küçük ellerim yeter sana bunu aştırmaya,
Ne de denklemlerin yerini alan karmaşık fikirlerin.

Ne dokunaklı vaazlar dindiriyor içinde büyüttüğün bu yarayı,
Ne de Tanrı’nın gönlüne indirdiği güzel sözleri.
Bilmem ben, hangi müjdeciye kaptırdın ki bu kadar kendini,
Dilde gezen korkunç hikâyelere inanmış bir çocuk gibi.
Bir de farkındayım diyorsun: sabırla beklemem gereken sürenin.

Sen ve senin bu söylediklerin,
Seni dışarıdan kararsızmış gibi gösteriyor.
Farkındasındır herhâlde ortadaki bu güvensizliğin.
Öyleyse bir şeyin daha farkına var:
Sorumluluk almak istiyorsan unutmaman gerekir
Hem kendine hem de ona verdiğin sözleri.
Kalbinde üstü kapanmaz bir iz açması gerekir
Haykırdığın o sevda yeminlerinin.
Geçmesini beklerken gülümseyip sevinmen gerekir
Ağlamak yerine, farkındayım dediğin sürenin.
Zaten birkaç yıl daha yaşamaya değmez mi?
Kucaklamayı beklediğin günlerin için.

Ah canım, zihnindeki şelaleye akıntın mı sürüklüyor seni,
Yoksa güvenip sırtına aldığın o güçlü rüzgârların mı?
Korkuyorsun. Gözlerini açıp başını çevirsen aslında,
İçinden çıkamadığın beton duvarları göreceksin.
Karşındaki ne şeytan, sana dadanmasını istediğin
Ne bir cin, seni kâbuslarından uyandıracak olan
Ne de o kavuşmayı dilediğin sevgilin ve
Sabrederek bahara bıraktığın hayallerin.
Aslında senin tek bir düşmanın var:
Kendi nefsin, asla kabullenemediğin.