31 Mayıs 2020

Birikenler ve harcananlar 1: genel yaklaşım

Mehmet Alagaş, Kur’an’a göre temellendirilmiş bir din tanımından yola çıktığını iddia ederek; dinin insan ve toplum arasındaki ilişkiler hakkında düzenlemeler içerdiğini söyler [1]. Çevresindeki insanlar hakkında endişe etme veya halkı doğru yola davet etme gibi ortak paydalarda buluşan peygamberler göz önüne alındığında bu tanımın daha geniş bir anlayış sunacağı söylenebilir. Ayrıca, Dr. Mustafa Çamran dünya düzenlerini karşılaştırmalı olarak incelediği bir eserinde İslam’ı bir düzen olarak sıralarken onu felsefi, iktisadi ve siyasi esaslara sahip kâmil bir ideoloji olarak anar [2]. Sıraladığı temel öğeler, yaşamına devam eden bir toplum için kilit unsurlardandır. Bu yazı serisi de benzer bir unsur olan ve insan ihtiyacını karşılayan her türlü üretim faaliyetlerini temsil eden ekonomi kavramı ile ilgili temel bir yaklaşımı destekleyecektir.

Eğer yaygın geleneğe bakılırsa insanların biriktirdiklerinin ve harcadıklarının din ile ilişkisi olabileceğinin yeteri kadar ön planda olmadığı görülebilir. İslam’ın şartlarında [3] zekât yer almış olmasına rağmen imanın şartlarını barındıran Amentü duasının içinde rızıkla ilgili ibare yer almaması bunu destekler [4]. İbadet sınıfına giren bir unsur, yapılmamasına imkân sunar. “Peygambere inanmayan müslümanın” doğrudan doğruya bir şeyleri çiğnediği düşünülse de “namaz kılmayan bir müslüman” için aynı yaklaşım yapılmaz. Hâlbuki “zekât vermeyen müslüman”, “mülkün sahibine inanmayan müslüman” ile eşdeğerde olması gerekir. Çağrı niteliği de barındıran bir ispatta, rızık verenin Allah olduğu imanla birlikte anılır. Dolayısıyla bu gözden kaçmaması gereken iman ile ilgili bir detaydır.

Yiyeceğini taşıyamayan nice canlı türü vardır. Onları beslediği gibi sizi de Allah besler. Çünkü duyan ve bilen odur. Onlara “yeri göğü yapan kimdir, güneşi ve ayı yörüngeye sokan kim?” diye hele bir sor, kesin “Allah’tır” derler. Mademki öyle, sizi bundan nasıl vazgeçirebiliyorlar? Dilediği kuluna bolluk veren ve onu daraltan Allah’tır. Allah ki her ayrıntıda bilgi sahibidir. (Örümcek, 29:60-62)

Evlatları karşısında yegâne endişeleri gelir düzeyi olan ailelerin, tüm bu uğurda ellerinden geleni yapmaları gibi küçük ölçekli hamlelerden; ülke genelinde faaliyet sürdüren firmaların harcama politikalarına kadar uzanan bu unsurun dinde yer edinmiş olması Dr. Mustafa Çamran’ın da dediği gibi İslam’ı kâmil bir ideoloji vasıflarını taşır hale getirir.

Günümüz dünya görüşlerinden kapitalizm, tanım açısından iki farklı özelliktedir. Bunlardan birincisi, üretimin salt kar amacı güdümlenerek yapıldığı ve bu artı değerin de pazarda satıldığı büyük bir ekonomik sistemin adıdır. Diğer tanımda ise kapitalizmin ücretli emeğe dayalı bir ekonomik sistem, bir üretim tarzı olduğu vurgulanır [5]. İnsanların içindeki ve çevresindeki delillere dikkat çeken Rum suresinden bir alıntı bu yaklaşımla pek örtüşmez:

Allah’ın dilediğine erzağı bol verdiğini ve dilediğine ise daralttığını görmediler mi? İnanan toplum için bunda ibretler vardır. Mademki böyledir -ve yediren Allah’tır, öyleyse- akrabaya, yoksula ve yolcuya hak ettiğini ver. Allah’ın yüzünü arzulayanlar için bu daha doğrudur ki böylece kurtulurlar. İnsanların malları artsın ve kabarsın diye ticarette haksız (bkz: riba [6]) ne aldınız? Böyle bir durumda Allah’ın katında artış gerçekleşmez. Allah’ın yüzünü arzu ederek ne paylaştınız (bkz: zekât)? İşte kat kat artan şey budur.
Allah sizi yarattı ve sonra rızıklandırdı. Hayatınızı sona erdirir daha sonra da hayat verir. Size rızık vereceğini zannettiğiniz ve Allah ile ortak tuttuğunuz aracılarınız bunları yapabilir mi? O sizin ortak tuttuğunuz şeylerden yücedir. (Rum, 30:38-40)

Dünya görüşlerinde yerini alan ve bu görüşlerin uygulanmasında da etkisini gösteren mal biriktirmeye olan yatkınlık ve bağ, kitapta üstü örtülmeden açıklanmıştır. Bu yatkınlık açıkça kabul edilmiş ve en güzeline söz verilmiştir.

Kadınlara, çocuklara, altın ve gümüş cinsinden birikmiş hazinelere, soylu atlara, sığırlara ve arazilere yönelik dünyevî zevkler; insanoğlu için çekici kılınmıştır. Bütün bu zevkler bu dünya hayatında tadılabilir; ama mutlu son, Allah katında olanıdır. (Bayraktar Bayraklı Meali, İmran ailesi, 3:14).

Bu yatkınlığın kabulü ve düzenlenmesinin dışında, bu yatkınlığın neden olduğu sonuçlar delillendirilerek ele alınır. Günün doğuşuna yemin edilerek başlanan -ki bu ek olarak alış verişin ve hareketliliğin gün doğumuyla başlaması şeklinde yorumlanabilir- bir surenin içeriğinde geçmiş uygarlıklardan örnekler verilir. Dengesizliğe sebep olan tavır açıkça bellidir ve bu tavır çok net bir şekilde eleştirilmiştir.

Rabbinin Âd toplumuna; eşi benzeri olmayan sütun sahibi İrem kentine; vadide kayaları oyan Semûd toplumuna ve kazıklar sahibi Firavun'a ne yaptığını görmedin mi? Rabb’in onlara eziyet verdi çünkü onların hepsi ülkelerinde aşırılık ettiler ve böylece toplumlarında bozgunluğu arttırdılar. Rabb’in gözetlemektedir.
İnsan var ya, Rabbi kendisini sınayıp da ikramda bulunduğunda ve fırsat verdiğinde “Rabbim bana ikram etti” der. Ama onu sınayıp ikramını daralttığı zaman da “Rabbim beni önemsemedi” der. Alakası yok! Siz ne güçsüzle paylaşır ne de yoksulu beslemeye önayak olursunuz. Bir hırsla miras yer, deli gibi de mal biriktirirsiniz!
Yer sarsılırcasına dümdüz olduğu, Rabb’inin geldiği ve meleklerin dizildiği zaman… O gün alev getirilir. İşte o gün kişi hatırlar ama ne fayda! “Keşke hayatım için önden bir şeyler yapsaydım” der. Ama o gün hiçbir şey ne bu kadar acı verir ne de bu kadar çaresiz bıraktırır. (Gün doğumu, 89:6-26)

Ekonomik düzen adalet tabanlı olmadığı, aşırıya kaçan bir politika içerdiği sürece sınıf farklılığı ve toplum içerisinde bozulma kaçınılmaz olacaktır. Dr. Mustafa Çamran’ın kapitalizm ve kominizm karşısında vasat (orta) yolu benimsediğini söyleyerek tanıttığı ve Aliya İzzetbegoviç’in bu iki hayat görüşüne rakip olarak sıraladığı [7] İslamî anlayış nedense günümüzde gölgede kaldı.

Allah bazı kişilerin erzaklarını, gıdalarını ve mallarını diğerlerinden daha fazla hale getirdi. Fakat bollukta olanlar, verebilecek konumda oldukları kişilerle bu ikramlarını paylaşmıyorlar. Hâlbuki bu konuda hepsi eşittirler. Yoksa kendilerine verilmiş bu nimeti ret mi ediyorlar? Allah size eşler, eşlerinizden de çocuklar ve torunlar yaratıp; erzakların en güzellerini verdi. Şimdi bu nimetin üstünü göz göre göre örtüp yalan dolan şeylere mi kendilerini kaptıracaklar?
Bir de Allah’ı bırakıp, gökten veya yerden erzak namına onlara hiçbir şey vermeye yetkili olmayan ve asla olmayacak şeylere kul köle oluyorlar. Allah’a örnek göstermeyi bırakın çünkü o sizin bilmediklerinizi bilir. Allah, başkasına kul köle olmuş ve hiçbir şeye gücü yetiremeyen biri ile kendisini rızıklandırdığımız diğer bir kişiyi örnek gösterir. O kişi açıktan ya da gizliden paylaşımlarda bulunur. Asıl statü farkı buradadır. Çoğunluk bilmese de övgü ve şükran Allah’ındır (Bal arısı, 16:71-75).

Sadece camilere hapsedildiği, sadece belirli günlerde TV programlarında sorulan sığ sorularla anıldığı, sadece özellikli koşulların caiz olup olmadığını cevaplayan bir yığın olarak görüldüğü, yasaklayıcı kuralar bütünü olarak sunulduğu, desteklenmediği, kolaylaştırılmadığı, davet ve teşvik edilmediği sürece; bu din gölgede kalmaya devam edecektir.

[1] Mehmed Alagaş, Din Gerçeği ve İslam, İnsan Dergisi Yayınları, 2011
[2] Dr. Mustafa Çamran, İnsan ve Allah, Çıra Yayınları, 2012
[3] 32 ve 54 Farz, Dinimiz İslam, http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=352 [Erişim Tarihi: 26/05/2020]
[4] Amentü, Vikipedia, https://tr.wikipedia.org/wiki/Ament%C3%BC [Erişim Tarihi: 06/05/2020]
[5] Kapitalizm, Vikipedia, https://tr.wikipedia.org/wiki/Kapitalizm [Erişim Tarihi: 26/05/2020]
[6] Riba, Vikipedia, https://en.wikipedia.org/wiki/Riba#Definitions [Erişim Tarihi: 26/05/2020]
[7] Aliya İzzetbegoviç, İslam Deklerasyonu ve Tarihi Savunma